Kopenhag'a geldiğinizde kesinlikle yapmanız gerekenler # 1085
Her köşe başında bulabileceğiniz Baresso Coffee şubesine gidip (Startbucks’ı unutun!) süt, bal, tarçın ve zencefil de eklenmiş Hint çayı Chai-cino Classic içmek.
Her köşe başında bulabileceğiniz Baresso Coffee şubesine gidip (Startbucks’ı unutun!) süt, bal, tarçın ve zencefil de eklenmiş Hint çayı Chai-cino Classic içmek.
<div style="text-align: center;">Osterport İstasyonuna doğru bir bakış. Günbatımı ve Kopenhag silueti.
</div>
<div style="text-align: center;">Ünlü denizkızı, gece vakti. Karşıki adadaki bacalar görünüyor, denize yansımalarıyla.
</div>
<div style="text-align: center;">Kopenhagtaki onlarca atlı adam heykelinden biri. Farklı bir açı denemek istedim. Bu heykel dönem başında kanal turuna çıktığımız yerde.
</div>
<div style="text-align: center;">Küçük kız, büyük dünya.
</div>
<div style="text-align: center;">Kraliyet saraylarının bulunduğu meydan gece böyle görünüyor. Gündüz giderseniz askeri geçitlerden birine rastlamanız çok olası.
</div>
YÖK tarafından tez arama hizmeti devreye sokulmuş. Bu hizmet sayesinde Türkiye’de yayınlanmış tüm tezleri arayabiliyorsunuz. Geç kalınmış bir hizmet ama sonunda gerçekleştirilmiş olması çok güzel. Hemen üye olup sistemi denedim. Birkaç defa sistem hatası aldım ve bunları geri besleme sayfasından ilettim. Benim ilgi duyduğum alanlardan Grid Hesaplama konusunda Türkiye’de iki tane tez yazılmış görünüyor, biri bizim bölümden, Özgür Kaya’nın daha önce okumuş olduğum tezi, diğeri ise yeni keşfettiğim Ege Üniversitesinde yazılmış bir tez.
Bilgisayarla ilgilenmeyen insanlara daha ilginç gelecek bir başka tez ise rahmetli Kemal Sunal’ın “TV ve Sinemada Kemal Sunal Güldürüsü” isimli, kendini araştırdığı 1998 tarihli tezi. Daha önce bu tezi okumak istemiş ve Marmara Üniversitesi kütüphanesi ağ sayfasına girerek araştırmıştım. Ancak tezin elektronik hali internette yoktu ve beni İstanbul’daki kütüphaneye yönlendirmişlerdi. Şimdi tezi bu hizmet sayesinde indirdim ve biraz inceledim. Teknoloji ne harika değil mi :)
Yan düşünce olarak, TÜBİTAK’ın da buna benzer bir projesi vardı sanırım. O proje ne durumda acaba?
Size iyi araştırmalar!
Efenim bir süre sonra yine karşınızdayım. Son yazımdan beri baya bir olay oldu, onları özetleyeyim. Yılbaşında Kopenhag şehir merkezindeydik, havai fişek gösterisi izleyip insanları seyreyledik daha çok. Türkiye’den Olduz gelmişti, onunla baya bir gezdik şehri, ben de yine yeni yeniden aşık oldum şehre. Kraliyet kütüphanesine gidip bir kitap aldım okumak için, sanırım Nuray Mert önermişti bir ara, “Desperately seeking paradise: Journeys of a Sceptical Muslim”. Yazarı Ziauddin Sardar isimli bir Pakistanlı. Burada birkaç tane Pakistanlı arkadaş var, ilginç insanlar. Bazıları yüksek lisans bitirip doktora yapıyor olsalar da bence pek çok şeyi anlayamamışlar. Laikliği dinsizlik olarak anlıyorlar daha çok. Benim bu dediklerim tespit sadece aslında, yoksa kesinlikle yargılama değil. Pakistan’ın şartları malum ve durumları zor gerçekten. Butto’yu hiç sevmezdim, Tansu Çiller’e benzediğinden belki de, veya yaptığı yolsuzluklardan dolayı %5 Ali olarak bilinen kocasından dolayı. Ama ölümü zaten seçeneksiz olan halkını karamsarlığa sürükleyecek gibi.
Her neyse, kitapı daha bitirmedim ama şu ana kadar güzel gidiyor. 57 Müslüman ülkenin GSMH’sinin neden bir Almanya etmediğini anlamama yardımcı olur da belki, kimbilir.
Bir yenilik de şu, “tebdili mekanda ferahlık vardır” diyerek konteynır değiştirdim, taşındım :) Yeni komşularımdan biri Sibirya’dan gelmiş bir Rus. Sovyet dönemi ve şimdiki Rusya konularında iyi sohbetler yapıyoruz. Danimarka’ya yerleşmeyi planlıyor ve bana sanki kendini ikna etmek ister gibi nedenlerini anlatıyor. Bilmiyor ki ben onu çok iyi anlıyorum.
Memleketinden farklı bir ülkeden daha çok hoşlanmak, insana zor geliyor esasında. Burayı sevmek için o kadar çok neden var ki. Harika parklar, yürüyüş yolları, saat gibi işleyen toplu taşıma, sokaklardaki sağlıklı ve mutlu insanlar… Bilmiyorum.
Kraliyet kütüphanesine gittiğimi söylemiştim ya, kütüphaneye aşık oldum. Harika bir binası ve süper çalışma, okuma mekanları var. Fotoğraf makinemi almayı unutmadığım bir zaman çekip buraya yollayacağım.
Bundan sonra daha az yazacağım sanırım, yapmam gerekenler birikiyor, zaman kaybetmemem lazım.
<div style="text-align: center;">
Fotoğrafçının yakalandığı an. Opera fotoğrafını hazırlıyorum. Tomas tarafından çekildi.
</div>
Geri kalmışlık üzerine söz verdiğim yazımı bir türlü bitiremedim. Sanırım tamamen bırakacağım. Kafamda bir sürü fikir var ama konu o kadar geniş ki bir türlü okunabilecek düzene getiremedim. Sözlü anlatım kesinlikle daha ifade edici bir ortam. Onun yerine bugün Milliyet’te çıkan Metin Münir yazısını anlatmak istedim (bu arada Milliyet magazin gazetesi oldu, sadece bazı yazarlarını takip ediyorum bu yüzden). Yazıdan önemli notlar:
<blockquote>Kural olarak, Türkiye’de kamuda rant alabilecek otoriteye sahip kişiler otoritelerini rant almak için kullanır.
Kamudan kastım, devletten maaş alan herkestir.
Ranttan kastım ise vatandaştan veya bütçeden yasal olmayan, hak edilmemiş para talep etmek ve almaktır.
…
Rüşvet Türkiye’de, Osmanlı’da olduğu gibi, iktidarın bir imtiyazı addedilir.
Yasalar rüşvet alanı koruyor. Milletvekili dokunulmazlığının bir türlü kaldırılamamasının arkasındaki nedenlerden en önemlisi, politikacıları rüşvet iddialarına karşı korumaktır.
Memurların da yargı dokunulmazlığı var. Onlar amirlerinin izni olmadan kovuşturulamazlar, yargıç karşısına çıkartılamazlar. Bu muafiyetin esas amacı, memurları rüşvet suçlamalarına karşı korumaktır. Amir bu muafiyeti kolaylıkla kaldırabilir. Ama, tatbikatta, bu hemen hemen hiç olmaz. Çünkü amir de rüşvet halkasının bir parçasıdır. Bu halka yukarıdan aşağıya birçok insanı kaplar.
Rüşvet kişisel değil, kolektif bir çıkar kapısıdır. Örgütlüdür, yani, mafya gibi.
Elinde rüşvet alma fırsatı olan ama almayan birçok memur, politikacı, yargıç vesaire var. Ama kurumlarının özelliğini belirleyen bunlar değil, rüşvet alanlardır.
Dürüstler rüşvet çarklarının dönmesini önleyemezler. Rüşvet düzeni bunları kenarda kalıp seslerini çıkarmamak şartıyla tolere eder. Sisteme karşı çıkanlar şu veya bu şekilde ezilir, kenara atılır, sürgün olur veya kendiliklerinden ayrılırlar. İçeride kalanlar da, ender haller dışında, en üst makamlara çıkamazlar.
…
Rüşvet bir ahlak sorunudur ve ekonomik sonuçları vardır.
Kamu hizmeti görürken kamu yararı değil kişisel çıkar gözetildiğinde kamu kaynakları israf edilir.
Devlet tarafından sağlana hizmetler güvenlik, eğitim, sağlık, ulaşım, enerji eksik ve kalitesiz olur.</blockquote>
Yazının tamamına yukarıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz. Metin Münir’in yazısındaki thinktank kuruluşuna gidince ve bağlantıları takip edince MIT’den bir profesöre ulaştım. İsmi Daron Acemoglu, Türk olunca direk ilgimi çekti tabii. Yayınlar kısmında gerçekten ilginç makaleleri bulunuyor. Özgeçmişinden anladığım kadarıyla neredeyse hayatının tamamını ABD’de geçirmiş. Böyle olunca da makalelerinde serbest pazar paralelinde fikirler olması doğal geliyor. İlginç makalelerinden bazıları:
<ul>
<li>Persistence of Power, Elites and Institutions. Bu makale Türkiye’deki elit tabaka ile de uyumlu bence. Makale Temmuz 2007’de yayımlanmış. Zaman bulabilirsem detaylı bir yorum yazacağım.</li>
<li>Yine yukarıdaki makaleye benzer konuları işleyen Economic Backwardness in Political Perspective adlı makalesi.</li>
<li>Başka bir ilginç makale ise eğitim ile demokrasi ilişkisini inceliyor: From Education to Democracy?. Burada kullanılan veriler Freedom House denilen bir kurumdan alınıyor, bu kurumun tarafsızlığı ise meçhul. ABD tarafından yönlendirildiği iddiaları vardı. Bunun dışında aynı makaleden diğer eğitim konulu makalelere ulaşabilirsiniz.</li>
<li>Çok ilginç bir başka makale de insanın bazen kafasını karıştıran soruya değiniyor. Singapur, Hong Kong, ABD, Avustralya, Yeni Zelanda gibi bazı ülkeler eski sömürgelerden olmalarına rağmen nasıl hızlı bir gelişim gösterdiler? Bunları şu anda açlıkla savaşan Afrika sömürgelerinden veya birbirlerini kesen Ortadoğululardan ayıran farklar nelerdir? İlginç yaklaşımlar The Colonial Origins of Comparative Development: An Empirical Investigation adlı makalesinde.</li>
<li>Başka bir makale ise gelir seviyesi ve demokrasi ilişkisin ele alıyor. Konu yine demokrasi ile alakalı olunca yukarıdaki eğitim makalesine yazdıklarım aynen geçerli. Bu makalenin başlığı “Income and Democracy”.</li>
<li>Burada yer vereceğim son makale ekonomi kurumları ile büyüme ilişkisini ele alıyor.Institutions as the Fundamental Cause of Long-Run Growth. İlginç bir makaleye benziyor.</li></ul>
O kadar işim varken bir de böyle konulara dalınca iş açısından iyi olmuyor. Size iyi okumalar :)