Tokens — Page 55

Al-Ghazali on Traveling

…it is not the things that the traveler encounters that matter, but the people he meets. The traveler learns from mixing with the ordinary people who force him to constantly reexamine his own assumptions, his accustomed routine of activity and thought, thus transforming him from the inside and producing a new synthesis.


[excerpt from “Desperately Seeking Paradise: Journeys of a Sceptical Muslim”, by Ziauddin Sardar.]

BarCamp Copenhagen


Just returned from my first BarCamp event! I think I was the only international there so a few of the presentations had to be done in English because of me :) Anyway, Danes are fluent in English so I guess it was not difficult for them, and the web site for BarCamp was in English so I thought the presentations would be also (I’m not to blame :)) The thing about these types of events is that thanks to the Internet you can read lots and lots of blogs or watch webcasts but its still a lot different when you get to meet the people behind these web sites in person. You do realize that they are humans just like you and get more courage in following on things you normally wouldn’t. I met a lot of cool people and learned a lot of new things and had really good time so what more can you expect? I think it would have helped me more if I knew Danish so that I can easily get in conversation with others but…

Here are some photos I did take. I don’t like using flash indoors and I couldn’t hold still for 1/8 seconds so excuse me if some are blurry.





I’m now looking forward to other events elsewhere!

Danimarka - Eleştiriler

Hem bir önceki yazıma eklenen yoruma cevap olması açısından hem de bu konunun hakkını vermek için özel olarak Danimarka ve genel olarak yurtdışı hakkında yorumlarımı yazacağım.

Öncelikle, bu sitede uzun bir süredir yurtdışı deneyimlerimi yazıyorum. Sanırım beğendiğim yönlerini birçok kez dile getirdim. Özetlemek gerekirse, yabancıların insanlara saygıları (özellikle devlet memurlarının), tertemiz sokaklar, gece geç saatlerde bile rahat dolaşabilmen (suç oranının düşüklüğü), saat gibi işleyen toplu taşıma, harika parklar ve bisiklet yolları gibi özellikleri beni gerçekten mutlu ediyor. Bunun yanında yolda yürürken mutlu insanlar görüyorsun ve aslında bu da seni olumlu etkiliyor.

Diğer taraftan buranın da kendine göre kötü tarafları var. Mesela hayat pahalılığı. Kiralar ve gıda fiyatları çok pahalı. Bugün gittiğim BarCamp Copenhagen etkinliğinde konuşan bir yazılımcı ofisini Prag’a taşıdığını anlatan bir sunum yaptı. İşlerini Danimarka’dan alıyor ama ofisi (ofisi dediğim de aslında yaşadığı ev) Prag’da. Vergi oranları da oldukça yüksek. Tabii bu yabancıları daha çok etkileyen bir olay çünkü buranın vatandaşı değilsen veya belirli bir süredir burada yaşamamışsan birçok olanaktan faydalanamıyorsun (mesela çocuğun devlet bursu alamıyor). Yani yabancı isen yüksek vergi vermene rağmen bunun karşılığını bir Dan kadar alamıyorsun. Vergi oranı da %38’den başlıyor bu arada. Üçüncü kötü etken dil sorunu. Bu etken örneğin Fransa’da Fransızca bilmemek kadar kötü değil çünkü burada herkes İngilizce biliyor. Yine de örneğin marketlere gittiğinde aldığın yiyeceklerin ne olduğunu, nasıl pişirmen gerektiğini anlamak pek kolay olmuyor. Veya resmi işlerini nasıl halletmen gerektiğini anlamak zor oluyor. Geçenlerde vergi dairesine gittim, numara alıp sıramı bekledim. Sıram geldiğimde kadın bulunduğum binanın araç vergilerine baktığını ve başka bir binaya gitmem gerektiğini söyledi. Dolayısıyla bu gibi konularda dil sorunu ortaya çıkıyor.

Bu üç dezavantajdan sonra asıl soruna gelmek istiyorum. Asıl sorun şu ki, ben Danlarla pek birşey paylaşmıyorum. Yani onların yaşadığı yerlerde doğup büyümedim ve benim kültürüm onlarınkinden çok farklı. Dolayısıyla kendimi buralı hissetmiyorum ve Türkiye’dekinden farklı oluyor. Mesela Türkiye’de bir Ubuntu kurulum semineri verdiğimde yararlı bir iş yapmış olmanın doyumunu hissediyordum. Veya ODTÜ Bilgi İşlemde çalışırken insanlara yararlı olduğum zaman aldığım his buradakinden farklı. Türkiye pek çok açıdan “eksik” bir ülke ama eğitimli kesim de vazgeçerse bu kesimin şikayet etmek için bir nedeni kalmaz bence. Yani en azından denenmesi gerekiyor bazı şeylerin. Sanırım İnönü’nün sözüydü “bir ülkede şerefliler de en az şerefsizler kadar cesur olmadıkça o ülke için kurtuluş yoktur”. Öyle işte.

Ülkenin fakir olması değil de yozlaşma beni daha çok yaralıyor aslında. Saçma sapan TV programlarından anlaşılıyor pek çok şey veya gazete haberlerinden. İnsanlar kitap okumuyorlar ve çok kolay kandırılıyorlar, ve sanırım eğitim sistemi de eğitemiyor insanları. Yolsuzluk, rüşvet vs. artık insanlar tarafından kanıksanmış durumda. Bu beni çok rahatsız ediyor. Devlet dairesinde hakkım olan bir işi yaptıramadığımda arkadaşımın “torpilin yok muydu” demesi beni fena sinir ediyor. İşte o durumda “her şeyi bırakıp gidebilirim” diye düşünüyor insan. Sistemin çarkları insanı sıkıştırıp eziyor yani.

Diğer taraftan ezilen, geçim sıkıntısı ile boğuşan gariban insanları düşününce sırf onlar için bile savaşmalıyım diyorum. Dönüp ülke için yararlı olma duygusu buradan geliyor daha çok. Yoksa 7 düveli bir zamanlar yenmiş olmamız veya Viyana kapılarına dayanmış olmamız kesinlikle değil.

Uzun bir yazı oldu ama umarım cevap verebilmişimdir. İçimdekileri de neredeyse tamamen döktüm herhalde :)

Herkese keyifli hafta sonları, Çetin Altan deyimiyle, “enseyi karartmayın!”

Hayvanat bahçesi turu

Fotoğraf turlarını çok sevmeye başladım. Tek başıma iken rahat olamıyorum sanırım ama etrafımda benim gibi birçok fotoğrafçı olunca hiç çekinmeden fotoğraf çekebiliyorum. Bu haftaki turumuzu hayvanat bahçesindeki tropikal odaya düzenledik. Tropikal odada sıcaklık 18 derece ve nem oranı da %95, bu ortam garip mahlukatlar için birebir olsa gerek :) Çeşitli sürüngenler ve kuşların olduğu bir alan daha sonra bir sürü kelebek türünün etrafta uçtuğu bir odaya açılıyor. Eğer fazla hareket etmezseniz kelebekler sizin üstünüze de konuyorlar. Çiçeklere konduklarında ise fotoğraflık malzeme ortaya çıkıyor.

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://4.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/R5UXH_2ZAqI/AAAAAAAAAgE/9oFSmTewmH0/s400/DSCN8856_1.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5158054374388859554” />
Bu arada hayvanları çekmenin ne kadar zor olduğunu da görmüş oldum. Hayvanlar hareket etmeden fazla duramadıklarından dolayı çabuk olmanız gerekiyor, etraftaki yeşillikler de makinemin odaklanmasına yardımcı olmuyordu doğrusu. Bu duruma hayvanları rahatsız etmemek için flaş kullanmıyor olmamız ve ortamın karanlık oluşunu da ekleyin :) Üçayak zorunlu oluyor ama onu da ayarlamak zaman alıyor ve istediğin şekle giremeyebiliyor.

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://2.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/R5UXIf2ZArI/AAAAAAAAAgM/Pj7FNwGhurU/s400/DSCN8881_1.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5158054382978794162” />
Hazır aklıma gelmişken burası ile ilgili ilginç bir bilgi vereyim. Gelişmiş ülke olmanın getirdiği bir hizmet sektörü işgücü pahalılığı var. Müzeler de bundan nasibini alıyor. Mesela müzeye tek giriş 130 Kron. Ancak senelik, yani 365 gün istediğiniz zaman müzeye giriş hakkı veren, 3 gün arkadaşlarınızı da bedava getirebileceğiniz ve 3 ayda bir adresinize dergi de yolladıkları biletin fiyatı 350 Kron. Hayvanat bahçesine birden fazla giriş yapacaksanız senelik kart almak çok daha mantıklı. Aynı durum başka şeyler için de geçerli, mesela 5 bölgelik toplu taşıma bileti otobüste nakit olarak 50 kron iken 10’luk bilet aldığınızda 25 Krona geliyor. Daha da ilginci ise cep telefonuza kontör yüklerken ortaya çıkıyor. Eğer bir büfeden 100 kronluk görüşme kartı alırsanız konuşma ücretinin dakikası 1.5 kron oluyor, internetten 100 kronluk görüşme ücreti aldığınızda ise dakikası 0.39 krona iniyor. Bir de burada “çaldırmak” da parayla, Türkiye’deki alışkanlıkları değiştirmeniz gerekiyor :) . Yeni gelecek arkadaşlara “faideli” bilgileri verdikten sonra fotoğraflara dönelim.

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://3.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/R5UXJv2ZAuI/AAAAAAAAAgk/w6nMmjglz6Q/s400/DSCN8934_1.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5158054404453630690” />
Kelebek fotoğraflarından bu ikisi güzel çıktı sadece. Diğerleri pek hoşuma gitmedi.

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://2.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/R5UXJf2ZAtI/AAAAAAAAAgc/J-9TId2x9qI/s400/DSCN8966_1.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5158054400158663378” />
Herhalde hayvanat bahçesini en çok çocukların sevdiğini söylememe gerek yok :) Giderek şu fikre inancım daha da artıyor: Kopenhag ve İskandinavya genel olarak çocuk büyütmek için süper yerler. Suç oranı neredeyse 0, oyun alanları ve parklar sürüyle, iklim ılıman ve hava tertemiz.

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://4.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/R5UXI_2ZAsI/AAAAAAAAAgU/fLU8ABZGHPE/s400/DSCN8891_1.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5158054391568728770” />
Kendimi ne kadar zorlasam da burası ile ilgili kötü birşey aklıma gelmiyor. Kendimi Osmanlı’nın son zamanlarında Paris’e gelip Batı hayranı olan “enteller” gibi hissediyorum. Ziauddin Sardar’ın dediğine göre sömürgelerdeki yabancı okullarda yetişen entelektüel kesim kendi ülkesine faydalı olmuyor çünkü sömüren ülkenin ihtiyaçlarına göre yetiştiriliyor. Bu durumda bir dönem solun kalesi sayılan ODTÜ’de eğitim gören ve kısa bir süreliğine DTU’da buradaki yerel insanlar gibi okuyan bana ne demeli? Zor sorular.

fotoğraf turu 2

Kopenhag’taki 2. fotoğraf turumu da yapmış bulunmaktayım. Daha önce Kopenhag’ta yerleşik bir fotoğraf grubuna katılıp ilk gezime çıktığımı yazmıştım. Geçtiğimiz günlerde 2. gezime katıldım. Bu sefer terkedilmiş bir araba tamir atölyesini çekmeye gittik. Alan oldukça büyük ve bir harabe şeklindeydi. Söylenilenlere göre burası artık gençler tarafından paintball oynamak için kullanılıyormuş. Bu yüzden, iki ateş arasında kalmamak için sabahın köründe mekanda buluştuk. Sözü fazla uzatmadan fotoğraflara geçiyorum.


Bu tür turların en güzel yanlarından biri senin de görüp çektiğin objelerin başkaları tarafından nasıl görüldüğünü ve çekildiğini görmek oluyor. Başkalarının resimlerini kendininkilerle karşılaştırıp kendini geliştirebiliyorsun.

Alan çok yıkık dökük bir yerdi ama fotoğraflanacak çok şey vardı.





Grafitiler yönünden çok zengin bir mekan. Zaten tura katılan fotoğrafçılardan bazıları tüm duvar yazılarını fotoğrafladılar, ve inanın bana çok duvar yazısı vardı.


Savaş alanı gibi :)


Dışarıya bir bakış.


En sevdiğim fotoğraflardan biri de bu eski bisiklet fotoğrafı oldu.