Tokens — Page 52

İş Yavaşlatma Eylemi ve Düşündürdükleri

İşim olduğu için sabah ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği Öğrenci İşlerine gittim. Sabah 10’da kapılar kilitliydi ama içeriden sesler geliyordu (çalışma saatleri 10-12 ve 14-16 arası, günde 4 saat). Artık Türkiye’de böyle durumlara alışık olduğumdan yanımda kitapla geziyorum, çantamdan kitap çıkarıp okumaya başladım. 11 gibi ofisten bir görevli çıktı, ben de kapının açık olmasından faydalanarak içeri girdim. Daha derdimi anlatmadan kapı gösterildi, iş yavaşlatma eylemi varmış (daha çok iş durdurma eylemi gibi geldi ama) ve 12’den sonra gelmem gerekiyormuş. 12 ofisin normalde kapalı olduğu saat olduğu için 2’ye kadar beklemem gerekiyor şimdi.

Şu aralar “The Power of Productivity” isimli bir kitap okuyorum. Gerçekten çok güzel bir kitap, çeşitli gelişim modelleri ülkeler üstünde inceleniyor ve verimlilik açısından değerlendiriyor. Kore, ABD, Japonya, Rusya, Brezilya gibi ülke ekonomileri inceleniyor ve verimliliğin önemi oldukça vurgulanıyor. Kendi hesabıma göre benim bugünkü verimlilik kaybım 2 saat kadar. Her işimiz buna benzer olduğu için merak ediyorum acaba gelişmiş bir ülkenin verimliliğinin yüzde kaçındayız. %10 iyimser bir rakam mı acaba?

Bazen bu ülke için yontulmamış olduğumu düşünüyorum. Mesela kuralları seven birisiyim ve kurallara mantıklı bir sebep yokken uymayanlara gıcık olurum. En basitinden yurt kantininde sigara içmek yasak ama bunu takan yok ve ben bunu ihlal edenleri hiç sevmiyorum. Ben niye sağlıksız bir ortamda yaşamımı sürdürmek zorunda olayım ki?

Şu aralar demokrasinin Türkiye için fazla lüks olmaya başladığını düşünüyorum. Diktatörlük gerek bize. Kore’nin 70 ve 80’lerde olduğu gibi. İşçi haklarını, sendikaları ezecek verimliliği deli gibi artıracak birşeyler lazım. Ama bunun için de iyi yöneticiler gerekiyor ve diktatörlükte bunların bulunması oldukça zor. Kore nasıl yapmış bilmiyorum. POSCO bu açıdan incelenmesi gereken bir örnek, kurucuları generaller olan dünyanın en verimli çelik şirketi.

Aslında demokrasi her zaman en iyi kararların alınmasını sağlamasa da (veya Türkiye örneğindeki gibi çoğunlukla kötü kararların alınmasına sebep olsa da) en kötü kararlara karşı engel oluyor. Ki diktatörlükte böyle bir koruma mekanizması yok. Diğer taraftan oy veren veya temsil edilen kişilerin de ne kadar bilinçli oldukları ve ne kadar iyi kararlar verebildikleri de tartışma konusu. Kalabalıkların bilgeliği ne kadar geçerli ondan da emin değilim. Her şeye rağmen demokrasinin bir alternatifi yok bana göre. Bu durumda Türkiye’de tek yapılması gereken beklemek. Fransız devrimini, sanayi devrimini kaçırdığımızı düşünürsek, herhalde en az bir 50-100 sene gerekiyor bizim gerçekten gelişmiş bir ülke olmak için.

Veya gitmek mi? Japonya’ya, ya da herhangi bir İskandinav ülkesine. Dinamiklerin ne kadar güçlü olduğunu görünce Türkiye’de insanın umudu da kalmıyor işte.

Hayatın kısalığını düşününce boşvermek daha mantıklı kalıyor. Boşverip bırakmak her şeyi, zaten işlerin çözülmüş olduğu biryerlerde hayatını devam ettirmek.

Gitmek.

acts_as_state_machine

I have recently begun using several Rails plugins after having coded many things by hand. I think its better when you code everything by hand in the beginning but after some time it will be inevitable that you use others’ plugins. Anyway, one plugin that I have reasonably struggled to understand is acts_as_state_machine plugin. What it does is, it provides your models with a state. That is, they become stateful. The state itself is of course stored in the database table with column called ‘state’. The plugin provides you with simple methods for setting transitions and querying states. Although very useful, it has some quirks of its own.

One thing is that when you create a new object with Class.new, you do not get state property immediately. It’s only after you save the object that the state is set. So you can use ‘create’ method to create and save the object with its state property. Another solution to this problem is setting the default ‘state’ through migration files. But this has other problems of its own. When you set state through migrations or simply through object.state = ‘some_state’ then you will lose this state data when it is saved to the database. The ‘state’ property when the object is saved to the database is then set to the initial state defined in the model. Here are some examples for clarity, build on the code from Aizat’s blog (excellent read by the way):
<pre>
class Person < initial =""> :sleeping
state :sleeping
state :showering
state :working
state :dating

event :shower do
transitions :from => :sleeping, :to => :showering
transitions :from => :working, :to => :showering
transitions :from => :dating, :to => :showering
end

event :work do
transitions :from => :showering, :to => :working
# Going to work before showering? Stinky.
transitions :from => :sleeping, :to => :working
end

event :date do
transitions :from => :showering, :to => :dating
end

event :sleep do
transitions :from => :showering, :to => :sleeping
transitions :from => :working, :to => :sleeping
transitions :from => :dating, :to => :sleeping
end
end

>> person = Person.new
=> #<Person id: nil, state: nil, created_at: nil, updated_at: nil>
>> person.shower!
NoMethodError: You have a nil object when you didn't expect it!
</pre>
But, here’s something interesting:

>> person.state = 'working'
=> "working"
>> person
=> #<Person id: nil, state: "working", created_at: nil, updated_at: nil>
>> person.shower!
=> true
>> person
=> #<Person id: 3, state: "sleeping", created_at: "2008-03-11 15:04:41", updated_at: "2008-03-11 15:04:41">

It’s still sleeping in the end! What I understand is that it doesn’t matter what you do until the record is saved. It will still be initialized like it is defined no matter what events you call before.
You have to understand how callbacks are called to understand this example.

Have a nice day.

İsviçre - Schengen - Vize

İsviçre Schengen üyesi olmadığı için normalde bu vizeyi kabul etmiyor. Geçen dönem transit olarak İsviçre’den geçmek istediğimiz için bu durumu İsviçre elçiliğindeki bir görevliye sormuştum. Aldığım cevap aşağıda:
<blockquote>Türkish national Passport with residence Permit Type B C or H dont need a visa for Switzerland.

Best Reagards
Hermann Dali

Schweizerische Botschaft

Amaliegade 14, 1256 Kopenhagen K
Tel. : +45 33 14 17 96
Fax : +45 33 33 75 51
hermann.dali@eda.admin.ch
www.eda.admin.ch/copenhagen</blockquote>
Görüldüğü gibi eğer oturma izniniz varsa, ki öğrenci olarak aldığımız vizelerin bir kısmı da bu türden oturma izni kazandırıyor, herhangi bir sıkıntı çekmeden İsviçre’ye seyahat edebilirsiniz.

Uygulamanın değişip değişmediğini öğrenmek için veya sizin durumunuza uyup uymadığını öğrenmek için elçiliğe başvurmanız yararınıza olabilir.


Keyifli günler.

Macro vs. Micro and Causality


[...]most economic analysis is done at the level of entire economics, the macro or macroeconomics level. [...] The opinions are often based on massive data analyses, which attempt to find out what economic events occur at about the same time as other economic events. However, this co-relationship does not prove that one event causes the other in any sense that an ordinary person would use causality. Moreover, these analyses are usually unable to determine the direction the causality flows from one event to the other.

This is not true for microeconomics. Microeconomics is about the behavior of firms in the same market. These firms are in the same market because they're trying to sell the same goods and services to the same customers. Thus these firms interact intensely with the same customers and among themselves. The nature of these interactions is rooted in human behavior, which we understand something about intuitively and scientifically. Thus we can understand why firms and customers behave the way they do. That means we can understand causality within markets.


From The Power of Productivity: Wealth, Poverty, and the Threat to Global Stability by William W. Lewis

Ny Carlsberg Glyptotek

Kopenhag’ta Louvre yapmaya çalışmışlar desem yeridir. Bir ölçüde de başarılı olmuşlar aslında. Kopenhag öyle bir şehir ki sürekli kendini New York, Londra, Paris gibi şehirlerle karşılaştırıyor. Bazı yönlerden de bu şehirlerden üstün aslında, ama müzecilikte tabi Paris’in eline su dökemez.

Aşağıda Kopenhag şehir merkezinde (belediye binası yakınında) bulunan müzeden resimler.

Etrafında kafelerin bulunduğu bir alan. Burası bina içinde ama içeride palmiye ağaçları var :)


Heykel koleksiyonları özellikle ilgimi çekti, birkaç tane fotoğraf çektim.


Üç güzeller.





“Paradise Lost” isimli bir heykel bu. Açıklama yapmama gerek yok herhalde.


Detay.


Heykelin daha büyük bir kısmı.


Yine yukarıdaki heykelden.


Elbise kırışıklıkları özellikle çok ilginç.


Yukarıdaki resmin daha geniş hali.


Müzenin tavanı da ilginç. Bu resimden hediyelik eşyalar yapmışlar, müze mağazasında satıyorlardı.