Tokens — Page 74

Hani...

Hani sormuştun ya, Kıbrıs’ın en çok neyini özledin diye, şimdi biliyorum.

Ben en çok, Kıbrıs’ta yitirdiğim çocukluğumu özledim.

Samsung, Martina Hingis vs. - Haftasonu düşünceleri

Artık zamanı geldi deyip ben de bir lazer yazıcı satın aldım. Aslında iş yerinde oldukça fazla yazıcı kotam var ve yurt yazıcılarını da istediğim zaman kullanabiliyorum (bir üst katta yazıcı) ama etik açıdan kişisel işlerimi bastırmak pek hoş olmazdı. Eski yazıcımın da mürekkepi bitti ve ben de lazer vagonuna atladım.

Yazıcımın markası Samsung. Kutusunda “Samsung DigitAll, Everyone’s invited” diyor. Bu sözler beni baya bir geçmişe götürdü. Sene 1998 veya 1999, ben muhtemelen ortaokul yıllarındayım. O seneler uydudan Eurosport izliyorum. Sırf Martina Hingis için. İtiraf ediyorum ki bana tenisi sevdiren Hingis olmuştur. O bıraktıktan sonra da zaten ben de izlemez oldum. Kournikova’ymış, Şarapova’ymış aynı tadı veremediler. Her neyse, ne diyordum, hah evet bunu samsung’a bağlayacağım. İşte arada reklamlar oluyor, Türkiye’dekilerden farklı olunca tabii insan zevkle de izliyor. İşte Samsung reklamı geldi. Hoş bir kız bilgisayarından mp3 çalıcısına şarkı aktarıyor. Hem bilgisayarda hem de mp3 çalıcıda Samsung markası görünüyor tabii ki. Kız sonra kulaklık kafasında deli gibi müziğin ritmine uyarak dans etmeye başlıyor. Kimse umrunda değilmiş gibi. Sonra reklamın sonu, Samsung tarafından halen kullanılan “Herkes davetli” yazısı geçiyor. Ben mest oluyorum, bilgisayara ve mp3 çalıcıya acaip özeniyorum. Sene 98, mp3 modası daha başlamamışken ben aşık oluyorum.

Şimdiki halime bakıyorum, monitörüm 19 inç Samsung, disklerimden biri Samsung ve lazer yazıcım da bir Samsung (üç etti). Beko’nun Avrupa’daki her eve bir Beko beyaz eşyası satma hedefi aklıma geliyor (), Koreli Samsung firmasına saygım bir kat daha artıyor (bknz. daha önceki Kore ile ilgili yazım).

Samsung Elektronik’in çeşitli ürünlerde dünyadaki pazar payı için bakınız: http://en.wikipedia.org/wiki/Samsung_Electronics sayfanın sağındaki tablo.

Ubuntu 7.04 + VMware

[Eğer genel derleyici uyarısı “expected declaration specifiers…” için buradaysanız ve vmware ile ilgilenmiyorsanız, sizi şu sayfaya alayım.]

[ If you are here for the general compiler error of ““expected declaration specifiers…” and not about installing vmware on ubuntu, click here ]
[English follows.]


Ubuntu 7.04 çıktı, ben de güncelleme yöneticisine uyarak yükselteyim dedim. VMware yükseltme sonrası çalışmıyordu, tekrar kuruluma başladım. VMware’in vmmon adlı modulü hata verip derlenmedi. Hatamız tam olarak şöyle:

Using 2.6.x kernel build system.
make: Entering directory `/tmp/vmware-config2/vmmon-only'
make -C /usr/src/linux-headers-2.6.20-15-386/include/.. SUBDIRS=$PWD SRCROOT=$PWD/. modules
make[1]: Entering directory `/usr/src/linux-headers-2.6.20-15-386'
CC [M] /tmp/vmware-config2/vmmon-only/linux/driver.o
In file included from /tmp/vmware-config2/vmmon-only/linux/driver.c:80:
/tmp/vmware-config2/vmmon-only/./include/compat_kernel.h:21: error: expected declaration specifiers or ‘...’ before ‘compat_exit’
/tmp/vmware-config2/vmmon-only/./include/compat_kernel.h:21: error: expected declaration specifiers or ‘...’ before ‘exit_code’
/tmp/vmware-config2/vmmon-only/./include/compat_kernel.h:21: warning: type defaults to ‘int’ in declaration of ‘_syscall1’
make[2]: *** [/tmp/vmware-config2/vmmon-only/linux/driver.o] Error 1
make[1]: *** [_module_/tmp/vmware-config2/vmmon-only] Error 2
make[1]: Leaving directory `/usr/src/linux-headers-2.6.20-15-386'
make: *** [vmmon.ko] Error 2
make: Leaving directory `/tmp/vmware-config2/vmmon-only'
Unable to build the vmmon module.


Derlenmesini sağlamak için vmmon modülündeki küçük bir hatayı temizlemek gerekiyor. Şöyle ki:

VMware kaynak kodlarının olduğu klasöre ve vmmon modül dizinine gidiyoruz.

# cd /usr/lib/vmware/modules/source

Tar dosyasını açıyoruz:

# tar xf vmmon.tar

Daha sonra sorunlu bölümü değiştiriyoruz:

# sudo gvim vmmon-only/include/compat_kernel.h

21. Satırdaki

static inline _syscall1(int, compat_exit, int, exit_code);

bölümünü

#if LINUX_VERSION_CODE < KERNEL_VERSION(2,6,19)
static inline _syscall1(int, compat_exit, int, exit_code);
#endif

olarak değiştirdikten sonra vmmon.tar dosyamızı tekrar oluşturuyoruz

# sudo tar cvf vmmon.tar vmmon-only/
# sudo rm -rf vmmon-only/

ve

# /usr/bin/vmware-config.pl

komutu ile VMware kurulumunda kaldığımız yerden devam ediyoruz.



English:

I recently upgraded to Ubuntu 7.04. I bumped into some problems with the VMware Server Console installation. The error I received when installing is during the vmmon installation. Error message is given above, in the Turkish part of my article. To fix the issue, simply find the vmmon source code directory (most probably /usr/lib/vmware/modules/source ) then add the above code to line 21. After that, simply re-tar the file and run vmware-config.pl to continue the installation. Just follow what I have done in the above article.

Hope this helps someone.

Cheers.

trivia* - Manhattan distance

“Taxicab geometry, considered by Hermann Minkowski in the 19th century, is a form of geometry in which the usual metric of Euclidean geometry is replaced by a new metric in which the distance between two points is the sum of the (absolute) differences of their coordinates.”

Manhattan Distance in Wikipedia

{ satrançta da aynı ölçüt geçerli aslında. ilginç bir bilgi. }

* “trivia” kelimesini burada gerçek hayatta fazla ihtiyaç duyulmayan ama ilginç bilgi olarak kullanıyorum. Günlüğümde ara sıra bu tür yazılara yer vereceğim.

Tarih, Siyaset, Türkiye

Küçüklüğümden beri okumayı severim. Eskiden okuduğum her kitap için bir de özet çıkarırdım, okuduğumu unutmamak için. Bugünlerde sadece siyasi kitapların önemli gördüğüm yerlerini not almakla yetiniyorum, romanların özetlerini almıyorum. Bir süre önce okuduğum kitaplardan biri, İsmail Cem’in yazdığı “Türkiye, Avrasya, Avrupa”nın ilk cildi, “Strateji, Yunanistan, Kıbrıs”. İsmail Cem engin siyaset bilgisini 1997-2002 yıllarında Dış İşleri Bakanlığı yaparken yaşadığı olaylar ile örnekleyerek anlatmış. Kitaptan altını çizdiğim yerler:

<li>Geleneksel dış siyasette Atatürk tarafından biçimlendirilmiş üç ilke:
1. ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’
2. Mazlum milletlerin koruyucusu olmak.
3. Bağımsızlık tutkusunun bir kimlik olarak belirlenmesi.
Bu konularda ne durumda olduğumuzun yorumu size kalmış.
</li>
<li>Tarih, sadece geçmişin öğrenilmesinden ibaret değildir. Tarih, özü itibariyle, geleceğe dönük bir çalışmadır, geleceği biçimlendirmenin ve onu geçmişteki yanlışlardan arındırmanın bir aracıdır, yöntemidir.
</li>
<li>Dış siyasetin üzerinde geliştiği temeller bir sacayağına benzetilebilir. Gücü oluşturan unsurlardan biri, ülkenin tarihten, kültürden kaynaklanmış özelliklerini, demokrasi düzeyi, yönetim becerisi, imajı. İkinci ayak askeri gücünün düzeyi, caydırıcılığı. Üçüncüsü ekonomisinin etkinliği, dinamizmi, ülke içindeki ve dışındaki varlığı.
</li>
<li>Dış siyasette kişilikli, yönetimde akılcı, ekonomide daha üretken olmanın, her üçünde de verimliliği öne çıkarmanın ihtiyacı var. Türkiye, bunları başarabilecek birikime sahiptir.
</li>
<li>Meritokrasi: Gittikçe daha çok karşıma çıkan bu sözcük pozitif seçim anlamına geliyor. Yani insanları bir iş için seçerken sadece o işe ne kadar uygun olduklarını, yeteneklerini dikkate almak. Türkiye’de pek uygulanmıyor bu. Bizde daha çok akrabalık/hemşerilik/tanıdıklık, rüşvet/çıkar, rant daha önemli. Bir de bunu akdenizli olmamıza bağlayanlar var ki onlara diyecek sözüm yok.
</li>
<li>Batının uzak karakolu olma sorunsalı: Türkiye’nin Batı ile etkileşim sürecindeki dönüm noktalarından biri Sovyet İmparatorluğunun parçalanmasıdır. 2. Dünya Savaşından Sovyetlerin dağılışına kadar Türkiye’ye yüklenmiş bulunan, Türkiye’nin de benimsediği işlev Batı’nın, Nato’nun “uzak karakolu” olmaktır… Denilebilir ki, 2. Dünya Savaşını izleyen dönem genellikle bütün Batı Avrupa’da özgürlükçü akımların, demokrasinin gelişmesine yol açtı; Türkiye’de ise bu süreç gecikti. Gecikmenin başlıca nedeni de, Türkiye’nin o dönemdeki temel işlevinin, yani, “uzak karakolluğu”nun fazla demokratik ve özgürlükçü gelişmelere yatkın olmayışıydı.

Berlin Duvarının yıkılması ile yeni bir dünya kurulurken Türkiye afalladı. 50 yıllık geleneksel dış siyaset ve bunun uzantısı içerideki yönetim özellikleri, siyaseti ve ceza yasasına kadar her şey artık eski idi.

…Türkiye ansızın kendini boşlukta, açıkta buluverdi.

=> Bu düşünceler sene başında MİT başkanlığının açıklamasına şaşırtıcı derecede benziyor. Türk siyaseti ülkeyi yeni düzene hazır hale getiremedi.
</li>

Özellikle uzak karakol olmak ve tarihimizin darbelerle dolu olması - demokrasi eksikliği - arasındaki bağlantı ilgimi çekti. Kitabı herkese öneririm, dış siyaset konusunda Türkiye’nin önde gelen bilgili kişisinden analizler. İsmail Cem’i siyasette daha fazla yararlanamadan yitirmemiz büyük bir kayıp.