Tokens — Page 69

Temmuzda *

Efenim yazıları azalttım, farkındayım. Ama tatil moduna girdiğimden değil, tam tersi bu aralar dönem içi kadar belki de daha fazla yoğunum. İşte yapmam gerekenler arttı, tez için araştırmalara başladım ve MPI kütüphanesi kullanarak paralel bir veri madenciliği uygulaması yazmaya başladım. Günlüğüme yazmak istediğim birçok şey geldi aklıma ama zaman bulamadım, veya tembellik yaptım itiraf ediyorum. Tam 2 kilo fazlam var beden kitle endeksine göre, daha az yemeye başladım. İlk defa temmuzda Ankara’dayım diye düşündüm, halbuki 5 senedir Ankara’da yaşıyorum. Yaklaşık 5 senedir TV izlemiyorum, Barış Akarsu adında birisi ölmüş, yine medya olayı abartmış tüm haber sayfalarında ilk haber. Hergün onlarca insan açlıktan, çeşitli haksızlıklardan dolayı ölürken birşey olmuyor ama gün geliyor bir kişi ölünce kıyamet kopuyor. Ne diyelim, Allah rahmet eylesin. Bu mevsimde alerjim artıyor, sürekli hapşuruyorum. Yakın bir zamanda bir süreliğine seyahat edebilirim, Ankara’daki eşyalarımı napsam acaba diye kara kara düşünüyorum. Aslında emanete verebileceğim yer de çok ama… Evi özledim. Annemi, babamı ve kardeşlerimi. Ankara’da havalar çok sıcak. İş yerinde Raks marka 1986 yapımı bir vantilatör var, canavar gibi çalışıyor. Raks şirketi geçenlerde iflas etti. Okumam gereken kitap, dergi, makale vs.ler artıyor sürekli. Bir de internet var ya, işin içinden çıkılmıyor bazen. Bu kadar bilgi çok fazla. İş yerinden Altay’la refah, gelişim ve mutluluk üzerinde sohbetlerimiz devam ediyor. O hep tüketim, mutsuzluk, kölelik, medya vs. tarafından bakıyor ben de hep olanaksızlıktan okula gidemeyen kız çocukları tarafından. Bir dengesizlik var, o çözülmeli. Seçimlere 15 gün kaldı ama kime oy vereceğimi halen bilmiyorum. Bağımsızlardan kimler var acaba. Veya en iyisi boş oy atmak. Güçlü Türkiye Partisi denen genç elemanların kurduğu bir parti vardı, o da fos çıktı galiba - hiç ses sedaları yok. Bari başladığım kitapları bitirsem…



* Fatih Akın’ın o güzel filmini bir kez daha izleme vakti geldi sanırım.

Where's My Love?



</embed>


Where’s my love?
The one for me
Somewhere too far
Not close enough for me to see

Where’s my love?
Who could you be?
Someone I knew but let slip through
I’m dreaming of you
Oh love, oh love come to me

Where’s my love?
Give me a clue
Give me a time
Show me a place
I might find you

Where’s my love?
Don’t hide from me
I’ll be good to you
I will, honestly
Oh love, oh love come to me

Where’s my love?
The one for me
Somewhere too far
Not close enough for me to see

Where’s my love?
Now I see
Hoping someday you’ll bring the lovely ending
Oh love, oh love come to me
Oh love, oh love come to me…



Bu şarkı vurdu beni. mp3’u icin http://www.temporaryresidence.com/mp3s/caroline_wheresmy.mp3
Caroline’ın myspace sayfası: http://www.myspace.com/caroline

iPod ile oluşan katma değer

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://2.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/RoOrq6odMFI/AAAAAAAAAFU/xAicc0l0M4s/s400/465px-Ipod_5th_Generation_white.jpg” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5081093558385848402” />

Herhalde hepiniz Apple firmasının ürettiği iPod adlı çoklu ortam çalarını duymuşsunuzdur. Bu aralar Apple iPhone adını verdiği cep telefonu ile de adından çokca söz ettiriyor, ama konumuz iPhone değil. New York Times gazetesi bugün iPod ile oluşan katma değerin bir incelemesini yapmış. Haberi çok büyük zevkle okudum. Gerçekten insanı acaip aydınlatan bir haber. Bunu günlüğümde anlatmadan edemezdim.

iPod bir Amerikan şirketi tarafından tasarlandı ve satılmakta. Ama küreselleşme çağında işler hiç de göründüğü kadar basit değil. Firmalar en iyi ve en ucuz parçalar için dünyanın her tarafındaki şirketlerin kapısını çalıyorlar. Bunun amacı en kaliteli ürünü en ucuza son kullanıcıya sunabilmek. Aksi taktirde rekabette geri kalmak ve pazar payını kaptırmak işten bile değil. Biz habere geri dönelim. Habere göre 300 dolara satılan ürünün içinde yaklaşık 451 tane parça var. Bunlardan en pahalı parça 73 dolara Toshiba tarafından üretilen 30 GB’lık disk. Daha sonra 20 dolara aletin ekranı, 8 dolara çoklu ortam işlemcisi ve 5 dolara da mikro işlemci geliyor. Tahminlere göre Çin’deki montaj kısmı sadece 4 dolar gibi bir ücret tutuyor. Peki bunu bu şekilde ülkeler ayırmak ne kadar doğru, yani mesela 73 doların tamamı (Toshiba’nın bir Japon firması olduğunu düşünürsek) Japonya’ya gidiyor mu? Küreselleşen dünyada bu da zor bir soru, çünkü Toshiba firması da ürünlerini çoğunlukla Filipinler ve Çin’de üretiyor :) Aynı sorun iPod’da kullanılan işlemcilerin üretimini Tayvan ve Çin’de yapan Broadcom ve PortalPlayer gibi Amerikan şirketleri için de geçerli. Araştırmacılara göre iPod’un 300 dolarlık satış bedelinin 163 doları ABD’de kalıyor. Bunun 75 doları lojistik ve dağıtım vs. için, 80 doları Apple firmasına kar olarak ve 8 doları da ABD’li parça üreticilerine gidiyor. Diğer ülkelerden Japonya 26 dolarlık bir pay alıyor, çoğunlukla Toshiba sayesinde.

Gazete bundan sonra ağzındaki baklayı çıkarıyor ve “katma değer” hesabından bahsediyor. Bir ürünün üretimi için gereken masrafı (üretim ve işçilik masraflarını vs.) ürünün satış fiyatından çıkarırsanız elde ettiğiniz değer o ürüne katılan katma değer oluyor. Bir iPod’un gerçek değeri onun parçaları veya parçalarının birleşimi değil, fikir ve tasarımıdır. Bunun içindir ki Apple direk olarak iPod’da kullanılan hiçbir parçayı üretmiyor olmasına rağmen 80 dolarlık aslan payını kapıyor ve kar hanesine yazıyor.

Bu güzel hikayeden Türkiye için de çıkarılacak dersler var. Gelişim basamaklarını hızla çıkmak istiyorsak katma değeri yüksek ürünler üretmeye başlamalıyız. Bu direk sadece tasarıma yönelmek değil aslında, Toshiba firmasının da yüksek bir katma değer ürettiğini kimse inkar edemez. Apple birçok firmadan yüksek teknoloji gerektiren pek çok parçayı alıyor ve buna kendi katma değerini de katarak satıyor. Toshiba gibi firmalar da kendisi tasarımlarını, mühendislik birikimlerini (know-how) kullanarak yüksek teknoloji gerektiren yüksek katma değerli ürünlerini pek çok ürün üreticisine satabiliyor. Bizim de böyle şirketlere ihtiyacımız var.


* Yazıma konu olan haberi http://www.nytimes.com/2007/06/28/business/worldbusiness/28scene.html?th&emc=th sayfasından okuyabilirsiniz.

UYBHM

DPT desteği ile İTÜ’de kurulan Ulusal Yüksek Başarımlı Hesaplama Merkezindeki Süper Bilgisayar 26 Haziran’da Almanya Dresden’de düzenlenen International Supercomputing Conference’de açıklanan listeye göre 239. sıraya yükselmiş. UYBHM’deki süper daha önceki listede 353. sıradaydı. Mayıs ayında yine İTÜ’de düzenlenen HPC Zirvesi ile ilgili izlenimlerimi daha önce yazmıştım. Sunumlarda anlatılan özellikler ile Top 500 listesindeki özelliklerin farklı olduğunu ve yeni uçlar eklendiğini düşündüğümü belirtmiştim. Benim açıdan bu yükselme sürpriz olmadı. Bilgisayarın ne kadar kullanıldığı ve verimli olduğu konusunda ise şüphelerim halen devam ediyor.

Yüksek başarımlı hesaplama konusuna ilgiyi arttırmak için UYBHM bu Temmuz ayında İstanbul’da bir yaz okulu düzenliyor. MPI, paralel programlama, grid, yüksek başarım gibi konulara ilgi duyanlar için iyi bir fırsat olabilir. Kayıt için UYBHM Yaz okulu sayfasından başvuru yapmanız gerekiyor.

UYBHM’nin yaz okulu daha çok işin programlama kısmıyla ilgileniyor. Yine Temmuz ayında TÜBİTAK tarafından düzenlenecek eğitimde ise grid ara katmanları eğitimi (iş yollama vs.) verilecek anladığım kadarıyla. Grid konusuna ilgi duyanlar bu eğitimi de izleyebilirler.

Rule: 40101 + OSSEC + nobody

OSSEC sistem loglarını inceleyerek bir gariplik durumunda bana mail atar. Her sabah kural 40101 yüzünden bana mail atarak nobody kullanıcısının sisteme girdiğinden şikayet ediyordu. Biraz inceleyerek bu kuralın neden tetiklendiğini öğrendim.

40101. kural ossec/rules/attack_rules.xml dosyası içerisinde tanımlanmış. Bu kurala göre sakıncalı sistem kullanıcılarının hiçbir zaman sisteme login olmamaları gerekiyor, “nobody” kullanıcısı da bunlardan biri. /var/log/auth.log dosyasına baktığımda her sabah 6:25’de bu “sakıncalı” kullanıcının login olduğunu gördüm. İlk işim cron’daki zamanlanmış görevlere bakmak oldu. Günde bir defa olduğu için cron.daily dizini içerisindeki betiklerden biri olması muhtemeldi ve nitekim her gün 6’yı 25 geçe çalışan “find” isimli ve locate komutunun kullandığı veritabanını güncelleyen betiğin “nobody” kullanıcısı olarak çalıştığını gördüm. Yani aslında bir nevi yanlış alarm. Yine de sanırım kuralı değiştirmeyeceğim, ileride bir gün doğru alarm da olabilir.