Tokens — Page 66

Taşınmak

Anlamıyorum, neredeyse hayatım taşınmakla geçti ama her taşınışımda içimde bir ürperti oluyor. Eğer insan alıştığı şeylerden korkmuyor ise taşınmaya alışamıyor mu? Yoksa her taşınış farklı mı? Bundan mıdır insanın her taşınışında hep bilinmezliğe karşı ürpertisi?

Efenim şu an Danimarka’nın güzide şehirlerinden Kopenhag’a taşınmış bulunmaktayım. Yaklaşık 5 ay burada kalacam, Danimarka Teknik Üniversitesi’nden birkaç ders alırken çevreyi tanımaya çalışacağım. Kaptanın seyir defterine ilk izlenimlerimi yazayım ki birkaç ay sonra geri dönüp gülebileyim :) Satır satır ilgimi çekenler:

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://1.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/RtM8VC77feI/AAAAAAAAAGU/0yxQszwWhqQ/s400/DSCN0260.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5103489135004057058” />
<li>Kolonyalı mendil X-Ray cihazlarında acaip ötüyor. Aluminyum folyodanmış.</li>

<li>İş Bankasının aldığı yıllık kredi kartı ücretlerini naptığını yeni anladım. Atatürk Havalimanındaki Millennium Lounge denilen mekanda insanlara açık büfe yiyecek dağıtıyor. Gittim test ettim efenim.</li>

<li>Bazı şeylerin geç anlaşıldığını anladım. Örneğin bazı top-modeller için kullanılan sokakta keşfedilme olayını hiç anlamamışım. Buraya geleli birkaç saat oldu ama sokakta ben bile birkaç keşif yaptım. (İskandinavya’ya gelip böyle kız muhabbeti yapmamak olmazdı. Hepsi mi bu kadar güzel olur kardeşim :)</li>

<li>Kopenhag Havalimanında Hans Christian Andersen’in sandığı var ve üstünde Türklere gönderme yapılmış. Şaka yapmıyorum, inanmıyorsanız resme bakın :)</li>
<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://2.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/RtM7SS77fdI/AAAAAAAAAGM/Ydij7V3No3o/s400/DSCN0265.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5103487988247789010” />
<li>Bu Danimarka ne kadar pahalı böyle, 1.5 metre ethernet kablosuna 80 DKK (yaklaşık 20 YTL) verdim (kabloyu unutmanın cezası olsa gerek). Bir de domatesi filan taneyle satıyorlar gıcık oldum, STK. ne diyordum, “tanesi” demekmiş. Neyse artık Türk diğer arkadaşlarla yemek yapcaz herhalde.</li>

<li>Odamın son hali. İçerisi fena değil diye aldanmayın düpedüz konteynırda kalıyorum. Çok beğenirsek gemi ile eve gönderebilirmişiz esprileri yapılıyor. Dışarıdan görüntülerini sonra çekeceğim.</li>
<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://1.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/RtM8YC77fhI/AAAAAAAAAGs/M-SdiIeUmyE/s400/DSCN0270.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5103489186543664658” />
<li>DTU Kopenhag’ın kıyısındaki küçük ve güzel bir kasabada yerleşik. Yer küçük ama güzel. Herkes bisiklete biniyor, her yer yeşillik, hava hep kapalı ve yağmur hep yağmaya çalışıyor. Ve genelde de siz otobüsten indiğinizde veya dışarı çıktığınızda filan yağıyor. İnsanlar hep sarışın ve bakımlılar. Her şey bir düzen içinde. Bugün yemek için bir kafeye girdim, istediğim menüyü söyledikten sonra üzerinde numara yazan bir fiş verildi ve numaram çağrıldığında gidip yemeğimi aldım, ilginç geldi. Bir de fiyatlar pahalı olmasa…</li>
<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://4.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/RtM8Vy77fgI/AAAAAAAAAGk/4pFKlTE5Rx8/s400/DSCN0269.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5103489147888958978” />

"The Way we live in Scadinavia". Ne demek istiyor tam anlamadım, öğreneceğiz artık.

Sansür ve başka saçmalıklar

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://4.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/Rstxw4uj3PI/AAAAAAAAAGE/87vZyNeGWls/s400/Screenshot.png” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5101296087602552050” />
Gün geçmiyor ki bu ülkede bir başka saçmalık yaşanmasın. Daha önceki saçmalıklara ek olarak (bkz. youtube’a erişimin kapatılması) şimdi de *.wordpress.com, blog.flickr.com gibi sayfalara erişim mahkeme kararıyla kapatılmış. Wordpress yaratıcılarından Matt’ın söylediğine göre Adnan Oktar’ın avukatları mahkemeye başvurarak bu sitelerin kapatılmasını istemişler. Görünüşe göre Fatih 2. Asliye Hukuk Mahkemesi de bu isteği uygun bularak Türk Telekom’a kapatılma emrini yollamış. Türkiye’deki bir mahkemenin milyonlarca sayfası olan bir siteyi kapatması yurt dışında oldukça yankılanmış, böylece dışarıya kendimizi bir kez daha rezil etmiş, kaçıncı sınıf demokrasimiz olduğunu göstermiş oluyoruz. 21. Yüzyılda sansür nasıl bir anlayıştır anlamıyorum, Türkiye’nin acil bir yargı reformuna ve bilişim suçları uzmanlarına/yasalarına ihtiyacı olduğu konusundaki fikrim daha da temellenmiş oluyor. Mahkeme oldu olacak tüm interneti kapatsaydı da sadece .tr sayfalarına girebilseydik! Bu kararı alanlar hiç internete girmiyorlar mı acaba diye de merak ediyorum. Bu arada bu son olayla birlikte sansürü bu kadar çok uygulayan (eksisozluk, youtube sansürleri ve son olarak wordpress, flickr sansürleri) 3. sınıf totaliter ülkeler sınıfına biz de dahil olduk sanırım, artık yerimiz Kuzey Kore, Çin, Birleşik Arap Emirlikleri (bu son ülke bizden daha demokratik bile olabilir) gibi ülkelerle birlikte. Hayırlı olsun!

Ankara

Şu aralar Ankara’yı neden sevdiğimi anlamaya çalışıyorum. Güvenli olması mı, geniş caddeleri mi, nemli olmayan temiz havası mı yoksa sırf ODTÜ mü bu sevginin nedeni? Ve Kopenhag’ı sevecek miyim?
Kendi çektiğim birkaç fotoğraf…



These days I’m trying to figure out why I like Ankara. Is it because it’s safe, because it has less moist clean air or for METU itself? I wonder if I’ll like Copenhagen.
Here’s some shots I have taken…


<img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/RsIoammJoaI/AAAAAAAAAFk/xI7NHYFClXY/s400/DSCN0060.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5098682165639094690" />
İş arkadaşının Vişnelik'teki düğününden.

<img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/RsIooGmJobI/AAAAAAAAAFs/siyplP9V1Bs/s400/DSCN0077cropped2.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5098682397567328690" />
Mamak'ta istasyon yakınları. SSK karnemi çıkartmaya gittiğimde çektim.

<img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/RsIoo2mJocI/AAAAAAAAAF0/e12qsOxyRZA/s400/DSCN0089c.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5098682410452230594" />
Kurtuluş Parkı

<img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/RsIopGmJodI/AAAAAAAAAF8/9QCwjx0-c0Q/s400/DSCN0094.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5098682414747197906" />
Karum önü.

Metafor

</param></param></embed>
"Anlamaya başlamanın ilk belirtilerinden biri ölme isteğidir."
Franz Kafka

Ucuza Yurtdışı Görüşmeleri

Türk Telekom halen tekel olmaya devam etsin internet bu konudaki engelleri de yıkmaya devam ediyor. Artık internetten hizmet sağlayan çeşitli şirketleri kullanarak daha ucuza telefon görüşmeleri yapabilirsiniz. Bir önceki yazımda Danimarka’dan vize alırken yaşadığım sorunları yazmış, nasıl ucuza konuşabileceğiniz konusunda bir yazı sözü vermiştim. İşte o yazı bu :)

Jajah:
Benim kullandığım hizmet bu aslında. Jajah’ı kullanarak yurtdışı ile ucuza konuşabiliyorsunuz. Sistem şöyle işliyor, siz kendi telefon numaranızı buraya giriyorsunuz, sonra arayacağınız telefon numarasını giriyorsunuz. “Ara” tuşuna bastıktan sonra telefonunuz çalmaya başlıyor. Telefonunuzu açınca biraz bekliyorsunuz ve aramak istediğiniz telefon size bağlanıyor. Sonra ucuza konuşabiliyorsunuz. Örneğin ev telefonundan Danimarka’yı aramanın dakikası 5 cent, yani yaklaşık 6 kuruşa geliyor. Bu tarife Türk Telekomun 10 kuruşluk tarifesinin yarısına denk geliyor. İnternet sınırları kaldırıyor, duvarlar yıkılıyor.

Jajah’ın sunduğu hizmetleri denemeniz için internet sayfasından 5 dakikalık ücretsiz konuşma süresi tanımışlar. Bir deneyin derim.

Bunun dışında kendim kullanmadığım ama kullanır mıyım diye not ettiğim çeşitli hizmetler:

Phonegnome:
Phonegnome şirketi de aslında Jajah’a benzer hizmet sunuyor. Sizi arayıp istediğiniz numaraya bağlaması burada da uygulanıyor. Yalnız Phonegnome tarifeleri biraz daha pahalı gelmişti bana Jajah’a göre. Yine de phonegnome’un başka çeşitli hizmetleri de var, bir kutu satıyorlar mesela ev telefonunuzdan VoIP konuşabilmek için. Bunlar belki daha avantajlı olabilir.

Rebtel:
Rebtel şirketi diğerlerinden biraz daha farklı. Fark şu ki, siz Rebtel aracılığıyla başka bir ülkeden birisi ile görüşmek istediğinizde Rebtel size bulunduğunuz ülkedeki yerel bir telefon numarasını veriyor. Siz de bu numarayı arayarak diğer ülkedeki arkadaşlarınızı arayabiliyorsunuz :) yerel ücretlerle. Hatta web sayfasında dendiğine göre mesela operatörünüzden gelen ücretsiz arama hakkınız varsa bedavaya konuşma yapabiliyorsunuz. Güzel bir hizmete benziyor.

Bunların dışında bir de Rebtel’e benzer bir hizmet sunan Jangl denen bir şirket var ama daha Türkiye’ye hizmet vermiyorlar. İsterseniz bir bakın.

Nasıl yapıyorlar?
Bu şirketler VoIP protokolünü kullanarak ses verisini internet üzerinden gönderiyorlar ve daha sonra yerel telekom operatörüne bağlanarak sizin telefonunuza ulaşıyorlar. Mesela Türkiye’den ABD’yi arayacağınız zaman TT’den sizin ses bilgilerinizi alıyorlar, ABD’deki sunucularına internet üstünden VoIP sayesinde yolluyorlar ve sonra ABD’deki yerel telefon şirketine bu ses bilgisini iletiyorlar. Böylece ucuz interneti kullanarak çok ucuza konuşabiliyorsunuz.

Kolay gelsin!