Tokens — Page 46

Dizüstünde linux kablosuz ipucu

Dizüstü bilgisayarınız uyku moduna (hibernate veya sleep) geçip tekrar açıldığında kablosuz bağlantınız çalışmıyorsa, ve messages dosyasında şuna benzer satırlar varsa:

May 29 11:21:47 peanutbutter kernel: ADDRCONF(NETDEV_UP): ath0: link is not ready

ve her yolu denemenize rağmen bilgisayarı açıp kapatmaktan başka çare bulamadıysanız, daha kolay bir yol var:

# lsmod | grep ath
ath_pci 175788 0
ath_rate_sample 13504 1
wlan 225520 4 ath_pci,wlan_scan_sta,ath_rate_sample
ath_hal 279328 3 ath_pci,ath_rate_sample

benzeri bir komut ile kablosuz için gereken çekirdek modüllerini bulun. Bunlardan benim donanım için olanı ath_pci, onu çekirdekten çıkartacağım ve sonra tekrar ekleyeceğim:

# rmod ath_pci
# modprobe ath_pci


ve ağı tekrar başlatacağım:

#/etc/init.d/networking stop
#/etc/init.d/networking start

Her şey yolunda giderse kablosuz ağ kartınız tekrar çalışmaya başlayacaktır.

Sorun bilgisayarı tekrar başlatınca çözülünce aklıma geldi, /etc/init.d/ dizinindeki bir betikten değilse eğer modüllerle alakalı olmalıydı. Sonunda bu çözümü buldum. Umarım işinize yaramıştır.

ODTÜ Kütüphanesi ve Memur Zihniyeti

Güncelleme: Kütüphaneye yazdığım mailin ardından konuşmak için davet edildim ve bence yararlı bir görüşme ortaya çıktı. Müdür yardımcısı arıza bildirim formu oluşturup danışmaya bırakılacağını ve böylece insanların arıza bildirimi yapabileceklerini söyledi. Ayrıca boş olup kullanılmayan kareller için bilgisayarda dolu göründüğünü, bazı öğrencilerin anahtarları geri getirmediklerini öğrenmiş oldum. Her açıdan en azından arızaları bildirim konusu çözümlendiği için mutluyum. Resmi bir şekilde bildirilince (sözlü bildirim yerine) daha etkili olacağını düşünüyorum.


Tez yazmak için zamanım giderek azalıyor. Yurtta da pek verimli çalışamadığım için ODTÜ Kütüphanesine gidip küçük kare odalarda (karellerde) çalışmayı düşündüm. Şimdi karellerden birinden bu yazıyı yazıyorum. Nedeni ise benim canımı sıkan bir olay. Sabah gelip bir anahtar aldım. Odaya girip yerleştim, dizüstü bilgisayarımın pili bitmesin diye adaptörünü prize taktım. Ama priz çalışmıyordu. Olabilir diyerekten aşağıdaki danışmaya inip yeni bir oda anahtarı istedim. Görevli memur “sene başında her şey çalışıyor ama…” diyerek ilginç bir savunma yaptı ve yeni bir anahtar verdi. Bu seferki odaya gidip tekrar prizi denedim, yine elektrik yoktu. Tekrar aşağıya inip tekrar yeni bir oda istedim. Artık bunun bir istisna olmadığına karar verip arıza formları olup olmadığını, onlardan doldurmak istediğimi söyledim. Öyle bir form yokmuş. Ben arızanın giderilmesi için üsteleyince bana bakan görevli yanındaki görevliye sordu, o da bugün gelen tamirci olduklarını anladığım kişilere iletmesini istedi. Yani çözüm için böyle bir ahbab çavuş ilişkisi gerekiyor, resmi bir yöntem yok anladığım kadarıyla.

Ya şimdi anlamadığım konu şu: Zaten kütüphanede var olan yirmiden fazla karelin büyük bir kısmını kullanamıyoruz. Sabah açılma saati olan 9’dan bir saat sonra gelip karel istesek boş yer yok diye verilmiyor (başıma geldiğinden biliyorum) ama yukarı çıkıp baktığımızda karellerin çoğunun boş olduğunu görüyoruz (görevliye sorunca da bir kısmının arızalı olduğunu söylüyorlar). İkinci olarak karellerin arıza çıkarması çok normal birşey, hele hele prizlerde kullanılan malzemenin kalitesizliğini görünce prizlerin düzgün çalışmasının normal olmadığını anlıyoruz. Peki bu kareller ilk kez de arıza çıkartmıyorken neden bir arıza tespit formu gibi bir sistem ortaya çıkmıyor? Hiç mi süreç iyileştirmesinden haberiniz yok? Neden çıkan çeşitli sorunlar için formel ve sistematik/şeffaf yollar ile iyileştirmeler yapmıyorsunuz?

Memur zihniyetine hastayım. Senin görevin oradaki işlerin düzgün yürümesini sağlamak ama sorun çıkınca sorumlu biz oluyoruz. Sanki memurlar vatandaşlar/öğrenciler için varlar değil de biz onlar için varız. Japonların Kaizeni geliyor aklıma ve neden bu kadar geri kaldığımızı bir kez daha anlıyorum.

Pazar gezisi

Fotoğrafça gezisinden kareler. Burası Sapanca, Kocaeli.

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://1.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SDqKta8rkhI/AAAAAAAAAno/WW5vk5TFIQg/s400/DSCN9444.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5204624832312611346” />
<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://4.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SDqKuK8rkiI/AAAAAAAAAnw/6-snlEx6vLE/s400/DSCN9453.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5204624845197513250” />Su denemelerim :)

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://3.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SDqLd68rkmI/AAAAAAAAAoQ/stYIzkvEXwY/s400/DSCN9516_2.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5204625665536266850” />

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://2.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SDqNcq8rksI/AAAAAAAAApA/WHMPeWYJiQk/s400/DSCN9512_2.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5204627843084686018” />

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://4.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SDqLeK8rknI/AAAAAAAAAoY/iqnWb_UZD84/s400/DSCN9554_1.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5204625669831234162” />Salyangozu pek net çekemedim. Halbuki makine odaklanmış gibiydi. Tezi yazayım bir SLR alacağım.

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://1.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SDqKua8rkjI/AAAAAAAAAn4/J1KifG_XE-M/s400/DSCN9486_1.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5204624849492480562” />Parkur zorluydu. Dağcılık Kulübüne bir süre katılsaydım diye düşündüm başlarda. Suya düşen arkadaşları görünce son uçuruma gitmedim :)

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://2.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SDqKuq8rkkI/AAAAAAAAAoA/aJBDzBOP6Y4/s400/DSCN9505_2.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5204624853787447874” />

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://2.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SDqKuq8rklI/AAAAAAAAAoI/wQ55vFVSCAY/s400/DSCN9510_1.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5204624853787447890” />

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://4.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SDqNcK8rkrI/AAAAAAAAAo4/OUEv7ksYcYg/s400/DSCN9560_1.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5204627834494751410” />

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://2.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SDqNbq8rkpI/AAAAAAAAAoo/sJ4jE6gor8w/s400/DSCN9582_1.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5204627825904816786” />
<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://3.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SDqNb68rkqI/AAAAAAAAAow/OVjBAEy7wno/s400/DSCN9599_2.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5204627830199784098” />Tuana. Çocuklar çok tatlı oluyorlar ya..

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://1.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SDqLea8rkoI/AAAAAAAAAog/5NX4dhdeglQ/s400/DSCN9615_1.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5204625674126201474” />Dönüş yolunda arabada makro denemeleri. Yasin’in koltuk örtüleri.

Kaptanın seyir defteri

Genelde günlük formatında pek yazı yazmam ama bu seferlik değişiklik yapacağım. İnsanların başından geçenler pek ilginizi çekmiyorsa bu seferki yazıyı pas geçin :)

Dün akşam 7’den bugün öğleye kadar baya birşeyler oldu. Dün akşama doğru biraz yürüyüş yapmak istedim ve yaz sezonunu da açtığımdan sandaletlerimi, tişörtümü giyip yurttan mavi bilgisayara kadar yürüyüş yaptım. Toplamda bir buçuk saate yakın zaman aldığı için akşamki müzikale yetişmek için hızlı davranmam gerekti. Tek gittiğim için yer sorunu çekmeyeceğimi düşünerekten zamanı pek önemsemedim, kapı açıldıktan bir süre sonra içeri girebildim. Tek olunca arada kalmış iyi koltuklara oturabiliyorsunuz. Tesadüf sonucu lisanstan tanıdığım Sibel’i gördüm (daha doğrusu ilk o beni gördü) ve VİP bölümü olan ön koltuklar boş olduğu için sahnenin oldukça yakınında olan koltuklara taşındık. Müzikal yine çok güzeldi, sergileyen “The Company” ODTÜ öğrencilerinden kurulmuş bir topluluk. Geçen sene sundukları “Wicked” gibi bu seneki “Into the Woods” da çok güzeldi. İzlerken acaba bu topluluğa katılmak için çok mu geç kaldım diye içimden geçirmedim değil, ve sanırım bazı şarkılarda fena iş de çıkarmazdım hani :) Çıkışta Sunshine’da çay içtik, sohbet ettik ve ayrıldık.

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://1.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SDgLM68rkgI/AAAAAAAAAng/01U9pMEKiy4/s400/DSCN9430.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5203921686036713986” />Müzikalden bir kare. Biliyorum çok iyi çıkmadı.

O gece için eski oda arkadaşlarına söz vermiştim, beş katlılarda buluşup sabaha kadar oyun oynayacaktık, eski günler gibi. Evde 6 tane bilgisayar olduğu için ve biz de 5 kişi olduğumuz için bilgisayar sorunu yoktu ama bağlanma konusunda baya bir sorun yaşadık. Vista ve XP’deki oyunlar birbirine bağlanmak istemediler pek. Planda Age of Empires (tabii ki 2), Half Life ve Counter Strike oynayacaktık. Ben 2 senedir oyun oynamadığım için Age of Empires’da beni böyle süs elemanı olarak kullandılar :) zaten oynadığım iki oyunda da bana kimse saldırmadı. En kötü gelişen kişi olunca pek takmadılar. Takımdaki güçlülerden biri diğerini yenip o da oyundan çekilince ben de mecburen çekiliyordum, İlk Cihan Harbindeki Osmanlılar gibi yenik sayılıyordum işte, Almanlar yenilince. Daha sonra Half Life sonra da Counter Strike oynadık. Acıktık, buz dolabını yağmaladık, saatlerce sohbet ettik. Eski odadan bir kişi eksikti, onunla telefonda görüştük (şimdi arçelik’te, bizim gibi master yapmiyor odtü’de). Sabaha doğru tek tek fire vermeye başladık, insanlar yataklarına çekilmeye başladılar. Saat 6’ya geliyordu ama ben uyumak istemedim, çünkü 8’de buz pateni kursuna gitmem gerekiyordu. İnternet üzerinden biraz daha CS oynayıp bir not bırakarak yurda doğru yola çıktım. Serhat’ın poğaçalarını neredeyse bitirdiğim için teşekkür etmem gerekiyordu, ve sinsice ayrılışımı açıklamam.

Yurda gelirken havanın süper olduğunu farkettim. Çok temiz ve serindi. O an içimden koşmak isteği geldi. Genelde akşamları koşarım, yorgunluk sonraya kalsın diye ama bu sefer değişiklik yapmak istedim. Stadda 10 tur attıktan sonra 4 km yeter deyip geri geldim. Duşumu alıp kahvaltımı yaptığımda saat 8 gibiydi, ben de otobüse atlayıp buz pateni sahasına gittim. Giderken de ayaklarımın hafif ağrıdığını, paten yaparken yine terleyip duş almam gerekeceğini düşünüyordum ki yanılmışım. Saha kapalıydı. Gelenlerle biraz geyik yapıp Olduz’la Bahçeli turu attıktan sonra yurduma geri döndüm. Saat neredeyse 11 olmuştu. Alarmı bir saat sonraya kurup KKM’ye gidecektim. İlk seferde saati kapatıp tekrar yattım ama yarım saat sonra tekrar kalktım ve Ticari Teknolojiler Kongresi denen çok kötü düzenlenmiş organizasyona katılmayı denedim. Dünkü ilk gününde ilan edilen konuşmacıların hiçbiri yoktu neredeyse, hep daha alt düzeyden insanlar gelmişti. Bugün de oturum saatleri kaymış gibiydi, benim istediğim konuşmalar ortalıkta yoktu, ben de yurduma geri döndüm ve söz verdiğim gibi buz pateni sahasının resimlerini yükledim. Sonra bu son iki yazıyı yazdım diyebilirim. Bir de son olay, bizim Japon oda arkadaşı BİM’den ucuza (1.5 ytl’ye) hindistan cevizi almış, sevinip gelirdi. Daha önce hiç yememiş sanırım, ve söylediğine göre Japonya’da çok pahalı imiş. Kesmeye çalıştık ama mutfaktaki en keskin bıçağa bile bana mısın demiyordu. Koe de aldı hindistan cevizini duvara vurdu ve ceviz kırıldı. Ama ceviz çürük çıktı :) içi küflüydü. “Ucuz etin yahnisi” deyimini öğretmiş oldum ben de arkadaşa.

Belki şimdi biraz daha uyurum :)

Buz Pateni Sahası ve Trajikomik Bir Arıza

Güncelleme: Mavituna’nın uyarısı ile Federasyon kupasının Ankara’da yapılmadığı bilgisini öğrenmiş oldum, çok teşekkürler. Bu bilgiyi düzeltiyorum. Bir bilgi de arıza ile ilgili, arızanın giderildiğini öğrendim ancak iptal olan müsabakaların yetiştirilmesi için bize ayrılan zamanı kaldırmışlar. Bu yüzden daha sonra başlayacağız galiba.

Diyelim ki Gençlik ve Spor Müdürlüğünün buz pateni sahasının müdürüsünüz. Sahanın 6 ünite soğutucusu var, bunlardan 4 tanesi etkin olarak çalışıyor, 2 tanesi ise yedekte bulunması için varlar. Bunlardan bir tanesi bozuluyor, ne yaparsınız? Herhalde nasılsa iki tane yedekte var diyerek çok hızlı davranmazsınız, kalan 5 ünite soğutucu nasılsa ihtiyacı fazlasıyla karşılayacaktır. Peki teker teker 3 tanesi daha bozulursa? Yedekte olması gereken 2 ünite nasılsa sahayı kötü de olsa buz halinde tutuyor diye yine tamir ettirmezsiniz. Sonunda birgün bir ünite daha bozulur ve tek ünite ile sahada pek buz kalmaz. 1 hafta geçer ama yine de makineler tamir edilmez. Buz patenine gelenleri sabah gelmeleri için yönlendirirsiniz, çünkü sonraki saatlerde hava ısınmakta, buz daha da kötü hale gelmektedir.

Kaç ünite soğutucunun bozulduğu konusunda kanıtlarım yok, insanlardan öğrendiklerim böyle, ve neden makinelerin halen tamir edilmediğini bilmiyorum, ama Türkiye Cumhuriyeti başkenti Ankara’daki benim bildiğim devlete bağlı tek buz pateni sahası arıza nedeniyle bir haftadan beri sorunlu. Bu saha Milli Kütüphane’nin arkasında bulunan saha. Şimdilerde görevlilerin işi pek rahattır sanırım, nasılsa saha kapalı. Arızanın ne zaman giderileceği konusunda ise hiçbir açıklama yok. Aşağıda bugün çektiğim fotoğraflar. Sanırım sadece 3. sınıf ülkelerde olabilecek türden bir komedi, tam Türkiyelik.

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://4.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SDf-Q68rkdI/AAAAAAAAAnI/Ife2MRh74YQ/s400/DSCN9437.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5203907461105029586” /> Sabah olmasına rağmen saha kapalıymış, ilk günlerde sabah antrenman yapılıyordu. Bu yüzden gelenler tesis önünde bekleşiyorlar. Resimdekiler bizim grup, ODTÜ Buz Sporlarından.

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://4.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SDf-R68rkeI/AAAAAAAAAnQ/PDwU6HQ0XxM/s400/DSCN9435.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5203907478284898786” />Kapıdaki ilanı görüyoruz. İlginçtir ilanda sadece “bugün” kapalıymış gibi bir ifade var. Saha neredeyse 1 haftadır kapalı olduğuna göre bu ilan hergün asılı kalıyor (sadece o gün kapalıymış gibi göstermek için ince taktikler - bulan görevliye bravo). Bir de altındaki ilana bakarsanız Federasyon Kupası’nın da iptal olduğunu anlarsınız.

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://2.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SDf-Sa8rkfI/AAAAAAAAAnY/lo6du8z6pkg/s400/DSCN9433.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5203907486874833394” />Buz Pateni “Sarayına” girdiğimizde bizi böyle bir manzara karşılıyor. Patenle kaymak için değil ama mayoyla yüzmek için gayet elverişli. Artık buz pateni sarayı havuz olarak kullanılabilir. Resmi devlet dairesinde çalışanlar için yüz akı bir gün herhalde.