Tokens — Page 39

İsmail Cem ile YTP hakkında


- Parti Kemal Derviş'in olmaması nedeniyle mi barajı aşamadı? O kalsaydı sahiden YTP meclise girer miydi sizce?

- Kemal ilk baştan olmasaydı bir şey fark etmezdi fazla... Bunu herhangi birimiz için de söyleyebilirim. Fakat başta işin içinde olduğunu beyan edip basında "trio"* lafları çıkartıp, ondan sonra başka bir tarafa gidince, insanların sempatisi hızla ortadan kalktı. "Bunların da farkı yokmuş", "Zaten Türkiye'de üç kişi bir araya gelip bir iş yapamaz, onlar da yapamadı" gibi olumsuz görüşlere döndü. Bizim yeni, efendi, doğru dürüst imajımız silindi; birdenbire, "Bunların da diğerlerinden farkı yokmuş" denildi. Bu çok önemli. Eski, köklü bir partide çok da büyük bir fark yaratmaz, ama yeni oluşan bir parti için bu, ölüm fermanı gibi birşey... Sonuçta bu hadise bizim aldığımız veyahut alacağımız oylarda ciddi etken oldu.

* T.N.: Hüsamettin Özkan, Kemal Derviş ve kendisinden bahsediyor


Ben böyle veda etmeliyim, İsmail Cem Kitabı. Can Dündar. Türkiye İş Bankası Yayınları, 2008.

1. Geleneksel (!) ODTÜ'lü Flickr'cılar buluşması

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://4.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SNVmXaqLugI/AAAAAAAAA8Q/K4d21OCrs-w/s400/p9202225_1.jpg” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5248213493249456642” />

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://4.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SNVmXt6G7VI/AAAAAAAAA8Y/t_WJwAhN72U/s400/p9202244_1.jpg” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5248213498416524626” />

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://4.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SNVmXwWVrCI/AAAAAAAAA8g/3GHjXMukdTo/s400/p9202249_1.jpg” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5248213499071802402” />

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://1.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SNVmYCR9gsI/AAAAAAAAA8o/vL0cZui1kcU/s400/p9202262_3.jpg” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5248213503885279938” />

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://3.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SNVmYa8mXzI/AAAAAAAAA8w/L0DAODrwFBk/s400/p9202311_1.jpg” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5248213510506569522” />Kozalaklara bayılıyorum.

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://3.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SNVmcmPN6hI/AAAAAAAAA84/2aM_7vQsfO8/s400/p9202354_1.jpg” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5248213582256925202” />Çatı’dan bir kare.

fotoğraf - yine yeni yeniden

Öyle görünüyor ki fotoğraftan vazgeçemiyorum. Bakmaktan veya çekmekten veya paylaşmaktan. Yazmaya ara verdiğim zamanda aslında yazmamazlık etmedim, sadece “yayınla” düğmesine basmadım. Hepsi ya taslak olarak burada kayıtlılar ya da aklımda :)

Geri dönüyorum.

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://4.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SM7PDXaqVtI/AAAAAAAAA8I/UKHmf7HqUmo/s400/DSCN7537_1.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5246358272665605842” />St. Nikolai Kilisesi‘nden, Hamburg.

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://4.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SM7LUoc1M7I/AAAAAAAAA8A/KAJlBMhuOLM/s400/DSCN7519_2.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5246354171249374130” />Yine Hamburg, belediye binası olmalı.

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://4.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SM7LUO-HszI/AAAAAAAAA7w/U9S_rw-2u9c/s400/DSCN7202_1.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5246354164409676594” />Paris’ten, o ünlü atlıkarınca.

<img style=”display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;” src=”http://4.bp.blogspot.com/_AZvuJ9kmERM/SM7LUbxKCbI/AAAAAAAAA74/qqGOLBEvjzM/s400/DSCN7256_4.JPG” border=”0” alt=”“id=”BLOGGER_PHOTO_ID_5246354167844964786” />Le Louvre.

Ara

Yazı yazmaya bir süre ara veriyorum. Şu aralar çok umutsuzum, bu ülkede bir gelecek göremiyorum. Hem böylece tezime belki daha iyi çalışabilirim.

Önceki birkaç yazımda YouTube ile ilgili birkaç başvuru yaptığımdan bahsetmiştim. Kamuoyunu bu kadar ilgilendiren bu kadar saçma bir sansür kararının nedenlerinin insanlar tarafından bilinmesi gerektiğini düşünüyordum. Hem böylece bir sonraki adım olarak kapatılan sitelerin adlarını öğrenebilir, sonra da sansürün bu kadar geniş bir şekilde uygulanmaması için çalışmalar yapılabilirdi (tüm sitenin değil sadece bir sayfanın sansürlenmesi için davaların açılması gibi). En son olarak vermedikleri bilgi için yeni bir başvuru yaptım, istediğim bilgileri daralttım ama sonuç yine hüsran oldu. Görünüşe göre AB için çıkarılan Bilgi Edinme Hakkı Kanunu da göstermelik onlarca yasalardan biri. Daha ne bekliyordum ki? Sanırım fazla umutluydum, fazla çocuksu.

Bölümden bir arkadaşın bütün bu saçmalıklara karşı yazısı:
<blockquote>cok dert etmeyin ya… muz cumhuriyetinde yasiyoruz nasil olsa.

siteler acilir kapanir, bazen binlerce sayfalik sitenin bir sayfasindaki bir materyal yuzunden… doktorlar ameliyat yaparken dugun videosu formatinda videolar cekerler… belediye baskanlari universite kampuslerinden yol gecirmeye calisir… basbakan cikar, istanbul’a icme suyu getirdigi icin en buyuk cevrecinin kendisi oldugunu iddia eder… cuzdaninizi kaybettiginiz icin karakola gidersiniz, polis size kizar “niye kaybettin”,”senin nerde kaybettigin belli bile degil” diyerek… almanya’da 2 haftada sonuclanan bir davanin turkiye ayaginin acilmasi 2 haftadan uzun surer… ortada bilimkurgu romanindan farksiz bir iddianame disinda elle tutulur bir noktasi olmayan bir dava icin insanlar aylarca gozaltinda tecritte kalirlar… irticai tehlike diye basbas bagiran bir eski basbakanin tarikat liderlerinden biriyle al gulum ver gulum oldugu ortaya cikar…

neresi dogru ki bu ulkenin? :) </blockquote>

ve benim cevabım:
<blockquote>Bir cevap yazacak oluyorum, elim klavyeye gitmiyor, kafam cumleleri secemiyor.

O kadar sacma sapan isler donuyor ki… Hakka, hukuka da guvenemeyeceklerse insanlar, hayatlarindaki zorluklarda dayanabilecekleri ne kaliyor ki?

Yuzlerce senelik devlet gelenegi
, 150 kusur senelik demokrasi-hukuk mucadelesi, 80 kusur senelik cumhuriyetin kazanimlari bunlar mi?


Umutlu olmak bu ulkede bu kadar mi zor olmaliydi? </blockquote>

Bir sonraki yazıya kadar kendinize iyi bakın.

Tayfun

YouTube ile ilgili Bilgi Edinme Hakkı Başvurum

Bir süre önce YouTube sansürü ile ilgili bir yazı yazmıştım. Yazımda da belirttiğim üzere bilgi edinme hakkını kullanarak Adalet Bakanlığına başvurdum ve sansür davalarının hangi videolar için, hangi nedenle ve hangi tarihlerde açıldığını öğrenmek istediğimi belirttim. Bugün kesin yanıtımı aldım, beklendiği üzere net bir cevap yok. Bilgi Edinme Yasasının bir yerlerinde dolanarak cevap vermişler. Kronoloji şöyle:

27 Ağustos: Bilgi Edinme Formunu dolduruyorum ve Adalet Bakanlığına başvuruyorum.

1 Eylül:
Adalet Bakanlığından bir yanıt geliyor, başvurumun Telekomünikasyon Kurumuna iletildiği çünkü istediğim bilgi ve belgelerin onlarda olduğu söyleniyor. Tam neden mektupta şöyle aktarılmış:
<blockquote>27 Nisan 2004 tarihli ve 25445 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Bilgi Edinme Hakkı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik”in “Başvuru dilekçelerinin diğer kurum ve kuruluşlara yönlendirilmesi” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrasında;
“İstenen bilgi veya belge, başvurulan kurum ve kuruluştan başka bir yerde bulunuyorsa, başvuru dilekçesi veya formu bu kurum ve kuruluşun bilgi edinme birimine gönderilir ve durum ilgiliye bildirilir.”
Hükmü yer almaktadır.
</blockquote>
İstediğim bilgi sonuçta mahkeme kararları, bunlar neden Adalet Bakanlığında değil de iletildikleri TK’da bilmiyorum. Topu birbirlerine atma durumundan şüpheleniyorum bu sıralar.

10 Eylül:
Telekomünikasyon Kurumundan cevap geliyor. Noktasına dokunmadan cevabı aktarıyorum:
<blockquote>
Kurumumuzca 5651 sayılı yasada verilen yetkiler çerçevesinde re’sen ya da mahkeme kararları uyarınca erişim engelleme yapılmaktadır. 5651 sayılı yasa dışındaki hususlarda engelleme faaliyeti Kurumumuzca yapılmamaktadır. Ayrıca; 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun 7. maddesinin 2. fıkrasında: “Kurum ve kuruluşlar, ayrı veya özel bir çalışma, araştırma, inceleme ya da analiz neticesinde oluşturulabilecek türden bir bilgi veya belge için yapılacak başvurulara olumsuz cevap verebilirler.” denildiğinden talebinize cevap verilememektedir.</blockquote>
Ve top taca atılıyor. İstediğim bilgi çok basit, YouTube hangi nedenlerle ve hangi tarihlerde kapatılıyor? Bunun neresinde “ayrı veya özel bir çalışma, araştırma, inceleme ya da analiz neticesinde oluşturulabilecek türden bir bilgi veya belge” var anlamadım. Tipik bir Türk bürokrasisi taktiği. Net cevaplar vermeme, sorumluluklardan kaçma durumu. Sanırım Türk siyasetinin, bürokrasisinin uzun bir geleneği var bu konuda. Bu yüzden çok deneyimliler.

Telekomünikasyon Kurumunun atıfta bulunduğu ve cevap vermeme sebebi olarak gösterdiği 4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun 7. maddesi (ve tabii ki 2. fıkrası) çok açık:

<blockquote>Madde 7 - Bilgi edinme başvurusu, başvurulan kurum ve kuruluşların ellerinde bulunan veya görevleri gereği bulunması gereken bilgi veya belgelere ilişkin olmalıdır.

Kurum ve kuruluşlar, ayrı veya özel bir çalışma, araştırma, inceleme ya da analiz neticesinde oluşturulabilecek türden bir bilgi veya belge için yapılacak başvurulara olumsuz cevap verebilirler.

İstenen bilgi veya belge, başvurulan kurum ve kuruluştan başka bir yerde bulunuyorsa, başvuru dilekçesi bu kurum ve kuruluşa gönderilir ve durum ilgiliye yazılı olarak bildirilir.</blockquote>

7. Maddenin 3. fıkrası Adalet Bakanlığının bilgi talebimi TK’ya göndermesi için temel teşkil etmiş. Ama TK’nın 2. fıkra yorumuna katılmıyorum. Talebim ilk fıkrada belirtilen şekle uygun. TK’ya iletilen mahkeme kararlarının bilgisi için ayrı bir çalışma neden gerekiyor ki? Hiç mantıklı gelmiyor. Şimdi buna itiraz için yaklaşık 15 günüm var. Biraz düşündükten sonra ya itiraz edeceğim ya da yeni ve daha dar kapsamlı, itiraz edilemeyecek bir soru ile yeniden başvuracağım.